25 Mayıs 2018 Cuma
Yaşam Alanımızı Kendimiz Yok Ediyoruz...
Benim bu güzelliğe nasıl tanık olduğumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Açtığım instagram hesabında yayınladım https://www.instagram.com/p/BjNMO8xHjea/?taken-by=cevrecibirey linkinden bakmanızı rica ediyorum.. Dünden bir kare.. Arkadaşlarım ile Boğaziçi Arnavutköy’e sahil havası almak için gittik karşılastığımız bu manzara bizi çok üzdü. Ortak yaşam kültürü olmayan bir toplumuz,bu kadar güzel bir Boğaz’ı ,maviliği görünmeyecek hale getirebiliyoruz.😔 Baktığımda bu deniz üzeri çöp yığınının içinde her şey vardı , sorumsuzluğu yansıtan. Çocuklarınıza ,gelecek nesillere mavisini gördüğümüz denizler,nehirler ,yeşilini gördüğümüz doğa alanlarını miras bırakmak istiyorsanız çevremizi bilinçlendirelim !!!! 🙏🙏🙏🙏🙏🙏
Nükleer Kazalar
Sayfa - 25 Mayıs, 2018
Güvenli reaktörler bir masaldır. Kazalar her nükleer reaktörde olabilir. Her biri çevreye ölümcül radyoaktif serpinti yayma tehdidi taşımaktadır. Dahası tasarlandıkları gibi çalışsalar bile mutlaka bir miktar radyoaktif madde havaya ve suya karışmaktadır. 1940’lardan beri nükleer endüstri bu gerçeği askeri bir sır gibi saklamaya devam etmektedir.
![]() |
| Greenpeace Çernobil kazasının yaşandığı bölgeden toprak örnekleri topluyor. |
Güvenli reaktörler bir masaldır. Kazalar her nükleer reaktörde olabilir. Her biri çevreye ölümcül radyoaktif serpinti yayma tehdidi taşımaktadır. Dahası tasarlandıkları gibi çalışsalar bile mutlaka bir miktar radyoaktif madde havaya ve suya karışmaktadır. 1940'lardan beri nükleer endüstri bu gerçeği askeri bir sır gibi saklamaya devam etmektedir.
Nükleer Endüstri 1986 Çernobil faciasından önce de ciddi kazalar yaşamıştı. 20 yıl sonra bile endüstri hala küçük aksilikler, kazalar ve kayıplarla uğraşmaktadır. Fakat Çernobil tehlikeleri işaret eden bir vasiyet olarak kalmıştır. Ancak Çernobil'in küresel etkilerine rağmen, hala en kötü senaryonun ufak bir parçasını bile görmedik.
Diğer her şey gibi nükleer reaktörler de eskir. Eskiyince güvenli operasyon maliyetleri çok yükselir. Aynı zamanda işletmeciler, daha ucuz, güvenli ve yenilenebilir enerjilerle de rekabet etmek zorundadır.
Pek çok tesis kar baskısı sonucu özelleştirilerek, toplumsal güvenlik talebi göz ardı edilmiştir. Özelleştirmenin olduğu yerde, ortaklar karlarını gözeterek ve maliyeti azaltmaya çalışarak ölümcül maliyet kısıntılarına gidebilecektir. Bu bilim kurgu değildir. Bir endüstrinin sorun dolu tarihidir.
Sellafield İngiltere, 10 Ekim 1957
![]() |
| ( KAYNAK : https://bit.ly/2KTZ5gn ) |
İngiliz nükleer programına plütonyum üreten Windscale Reaktör1'de yangın çıktı. Saatlerce yandı, radyoaktif maddeler havaya karıştı. Radyoaktif bulutlar İsviçre'ye kadar ulaştı. Yerel olarak radyoaktivite ile kirlenmiş binlerce litre süt imha edildi. Kazanın detayları, hala İngiliz devleti gizlilik kanunları çerçevesinde saklanmaktadır.
Kyshtym Rusya, 29 Eylül 1957
![]() |
| ( KAYNAK : https://bit.ly/2IIFOls ) |
Bir soğutma aksaması nedeniyle sıvı atık tankında yangın meydana geldi. Patlama sonucu 2,5 metre kalınlığındaki beton parçalanarak yeraltındaki tank havaya uçtu. 70-80 ton yüksek radyoaktif içerikli madde açığa çıktı. Binlerce kilometrekarelik alan yüksek dozda kirlendi. Kaza 1970'lerin ortalarına kadar gizlendi. 30 kadar yerleşim biriminin adı haritadan silindi.
Harrisburg Pensilvanya ABD, 28 Mart 1979
![]() |
| (KAYNAK: https://bit.ly/2KRkqam ) |
İnsan hataları ve teknik hataların birleştiği kazada çekirdekte meydana gelen kısmi erime Three Mile Adası Santrali 2 numaralı reaktörde meydana geldi. Radyoaktif gazlar açığa çıktı ve yaklaşık 3500 çocuk ve hamile kadın tahliye edildi.
Çernobil Ukrayna, 26 Nisan 1986
![]() |
| ( KAYNAK: https://bit.ly/2kqLVMR ) |
Çernobil nükleer santralinde 4 numaralı reaktörde güvenlik testi sırasında operatörler çekirdek erimesine neden oldu. Patlama çok büyüktü, 1000 tonluk çatıyı uçurarak Avrupa'yı radyoaktif bulutlara maruz bıraktı. Ukrayna ve Belarus'ta çok geniş araziler radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı. Radyoaktivitenin uzun vadeli etkileri özellikle çocuklarda yeni görülmeye başladı.
Japonya
Göreceli daha yüksek güvenlik standartlarına rağmen 2004'de Mihama reaktöründe buhar patlaması sonucu 5 işçi öldü. 2006'da bir reaktör depremlere dayanamayacağı nedeniyle mahkeme kararıyla kapatıldı. Üstelik Japonya jeolojik açıdan aktif bir ülkedir.
ABD
Dünyanın en çok nükleer reaktörüne sahip Amerika 2002 yılında Ohio'da David Besse reaktöründe facianın eşiğinden döndü. Tüm çekirdek erimesini kontrol eden basınç ünitesini çökertebilecek bir metal aşınması fark edildi. 10 yıl kadar önce Greenpeace, Amerika'da nükleer santrallerle ilgili metal aşınması konusunda ciddi uyarılarda bulunmuştu. Bu uyarılar dikkate alınmadı. David Besse'de yaşanan olaydan sonra reaktör 2 yıl kapalı kaldı (maliyeti 600 milyon USD). Şimdi 2017'ye kadar çalışabileceğine dair sertifika verildi.
Fransa
Aralık 2003'de Cruas 3 reaktöründe sel nedeniyle oluşan zararlardan dolayı Fransız Nükleer Güvenlik ajansı acil durumlar için kuruldu. Temmuz 2008'de Tricastin'de yaşanan kazada 100 görevli radyasyona maruz kaldı. 30,000 litre uranyum içeren sıvının nehre karışması üzerine yerel halka nehir suyunu kullanmama uyarısında bulunuldu.
Fransa, A.B.D., İsveç ve Japonya'da, yakın dönemde yaşanan kazalar gerçek facialara ramak kala durdurulabildi. Bu kazalar ve daha yüzlercesi, nükleer santraller olduğu sürece yeni Çernobil'lerin ne kadar olası olduğunu da gösteriyor. Sadece Fransa'daki nükleer santrallerde her yıl ortalama 900 olay meydana gelmektedir.
(KAYNAK: http://www.greenpeace.org/turkey/tr/campaigns/nukleersiz-gelecek/riskler/guevenlik-kazalar/ )
(KAYNAK: http://www.greenpeace.org/turkey/tr/campaigns/nukleersiz-gelecek/riskler/guevenlik-kazalar/ )
TIBBİ ATIKLAR
• Mikrobiyolojik laboratuvar atıkları,
• Kan kan ürünleri ve bunlarla kontamine olmuş nesneleri,
• Kullanılmış ameliyat giysileri (kumaş, önlük ve eldiven vb),
• Diyaliz atıkları (atık su ve ekipmanlar),
• Karantina atıkları,
• Bakteri ve virüs içeren hava filtreleri,
• Enfekte deney hayvanı ölüleri, organ parçaları, kanı ve bunlarla temas eden tüm nesneler,
• Vücut parçaları, organik parçalar, plasenta, kesik uzuvlar vb. (insani patolojik atıklar)
• Biyolojik deneylerde kullanılan kobay ölüleri ve kalıntıları,
• Enjektör iğneleri,
• İğne içeren diğer kesiciler,
• İğne içeren diğer kesiciler,
• Bistüriler
• Lam-lameli,
• Kırılmış diğer cam vb. nesneler.
![]() |
| ( KAYNAK : https://bit.ly/2ks8rVw ) |
Tıbbı Atıkların Toplanması
Tıbbi atıklar ayrı olarak toplanıp imha edilmedikleri takdirde, başta Hepatit olmak üzere tehlikeli hastalıkların insanlara bulaşma riskinin önüne geçilemeyeceği gibi, birçok Sağlık, Çevre ve Maliyet probleminin ortaya çıkması da kaçınılmaz olur. Tıbbı atık uygulaması ve tanımı Sağlık Kuruluşlarında oluşan atıklar, birbirinden kolayca ayırt edilebilen üç ayrı renkteki torbalarda toplanır. Evsel atıklar “SİYAH”, Ambalaj, ilaç ve serum şişesi gibi cam atıklar ise “MAVİ” torbada toplanır. Tıbbi atıklar; ünitelerden kaynaklanan patolojik ve patolojik olmayan, enfekte, kimyasal ve farmasotik atıklar ile kesici – delici malzemeler ile hastalık etkenleri bulaşmış veya bulaşması muhtemel her türlü; insan doku ve organları, idrar kapları, kan veya plasenta bulaşmış atıklar, bakteri kültürleri, intaniye ve acil servis atıkları, bakteri ve virüs tutucu hava filtreleri, kanlı sargı bezleri ve pamuklu bezler ile diğer pansuman ve ameliyat atıkları, ilaç kutuları, dışkı ve bunlara bulaşmış eşyalar, araştırma amacıyla kullanılan deney hayvanlarının leşleri, karantinadaki hastaların atıkları, “KIRMIZI” torbada toplanır. İğne gibi kesici – delici atıklar ise “SARI” Enfekte Atık Kovasına yerleştirilip ağzı kapatıldıktan sonra kırmızı torbaya konulur. Kırmızı torbalar, 100 mikron kalınlığında(çift kat), 60cm.(en) x 85cm.(boy) ebadında, sızdırmaya dayanıklı, nem geçirmeyen, normal şartlarda yırtılma ve patlamaya karşı dirençli ve orta yoğunluklu polietilenden yapılmıştır. Üzerinde “Uluslararası Klinik Atıklar Amblemi” ve “Tıbbi Atık” ibaresi bulunur.
Tıbbi Atık Bertaraf Yöntemleri
Sterilizasyon: Bakteri sporları dahil her türlü mikrobiyal yaşamın fiziksel, kimyasal, mekanik metotlar veya radyasyon (irradiation) yoluyla tamamen yok edilmesini veya bu mikroorganizmaların seviyesinin % 99,9999 oranında azaltılmasını sağlayan bertaraf yöntemidir.
Yakma: Tıbbi atıkların Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan lisans almış tesislerde özel fırınlarda yüksek sıcaklıklarda yakılarak zararsız hale getirilmesi ve hacminin önemli ölçüde azaltılmasıdır. Yakma işlemine tabi tutulacak tıbbi atıklar içinde; başta kırılmış termometreler, kullanılmış piller/bataryalar gibi yüksek düzeyde civa ve kadmiyum içeren atıklar olmak üzere, gümüş tuzları içeren radyolojik atıklar, ağır metaller içeren ampuller ve basınçlı kaplar bulunmaz. Tıbbi atıklar, Bakanlığın gerekli gördüğü durumlarda ve izni dahilinde, çevreye zarar verilmemesi, gereken tedbirlerin alınması, baca gazı emisyonlarında Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği hükümlerinin sağlanması ve sürekli olmamak şartıyla çimento fabrikalarında da yakılabilir.
( KAYNAK: http://cevreonline.com/tibbi-atiklar/ )
24 Mayıs 2018 Perşembe
TOPRAK KİRLİLİĞİ
![]() |
| (kaynak : https://bit.ly/2IJUQU8 ) |
Toprak kirliliği; toprağın, insan etkinlikleri sonucu oluşan çeşitli bileşiklere bulaştırılmasını takiben, toprakta yaşayan canlılar ile yetişen ve yetiştirilen bitkilere veya bu bitkilerle beslenen canlılara toksik etkide bulunacak ve zarar verecek düzeyde anormal fonksiyonda bulunmasını, toprağa eklenen kimyasal materyalin toprağın özümleme kapasitesinin üzerine çıkması, toprağın verim kapasitesinin düşmesi şeklinde tanımlanabilir.
Toprak sistemi ilişkili olduğu su ve hava sistemlerinin içerdiği kirletici unsurlar için son depolama noktasıdır. Diğer taraftan toprak, karasal ekosistemin taşıyıcı unsurudur ve toprak kalitesindeki değişim, gerek doğal ve gerekse tarım ekosisteminin verimliliğini etkilemektedir. Çevre Mevzuatı çerçevesinde 08.06. 2010 Tarih ve 27605 Sayılı Resmi Gazete’de “Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik” yayımlanmış olup 31.05.2005 tarih ve 25831 sayılı Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Toprak kirliliğinin önlenmesi, kirlenmenin mevcut olduğu veya olması muhtemel sahaların ve sektörlerin tespiti, kayıt altına alınması, kirlenmiş toprakların ve sahaların temizlenmesi ve izlenmesine ilişkin teknik ve idari usul ve esasları kapsamaktadır.
Toprak kirliliğinin önlenmesi ve giderilmesine ilişkin ilkeler şunlardır:
a) Toprak kirliliğinin kaynağında önlenmesi esastır.
b) Her türlü atık ve artığı, toprağa zarar verecek şekilde, Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatta belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde toprağa vermek, depolamak gibi faaliyetlerde bulunmak yasaktır.
c) Kirli toprak temiz toprak ile karıştırılamaz.
ç) Tehlikeli maddelerin kullanıldığı, depolandığı, üretildiği faaliyetler ya da tesisler ile atıkların üretildiği, bertaraf veya geri kazanımının yapıldığı tesislerde, kaza ihtimali göz önüne alınarak, toprak kirlenmesine engel olacak tedbirler alınır. (kaynak :http://cevreonline.com/toprak-kirliligi/ )
a) Toprak kirliliğinin kaynağında önlenmesi esastır.
b) Her türlü atık ve artığı, toprağa zarar verecek şekilde, Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatta belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde toprağa vermek, depolamak gibi faaliyetlerde bulunmak yasaktır.
c) Kirli toprak temiz toprak ile karıştırılamaz.
ç) Tehlikeli maddelerin kullanıldığı, depolandığı, üretildiği faaliyetler ya da tesisler ile atıkların üretildiği, bertaraf veya geri kazanımının yapıldığı tesislerde, kaza ihtimali göz önüne alınarak, toprak kirlenmesine engel olacak tedbirler alınır. (kaynak :http://cevreonline.com/toprak-kirliligi/ )
HAVA KİRLİLİĞİ
![]() |
| (kaynak: https://bit.ly/2IJRJQ0 ) |
Atmosferde toz, duman, gaz, koku ve saf olmayan su buharı şeklinde bulunabilecek kirleticilerin, insanlar ve canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyecek ve/veya maddi zararlar meydana getirecek miktarlara yükselmesi, “Hava Kirliliği” olarak nitelenmektedir. İnsanların çeşitli faaliyetleri sonucu meydana gelen üretim ve tüketim aktiviteleri sırasında ortaya çıkan atıklarla hava tabakası kirlenerek, yeryüzündeki canlı hayatı olumsuz yönde etkilenmektedir. Havayı kirleten maddelerin sınır değerleri (havada zararlı olmayacak derecedeki en yüksek değerleri), her ülkenin ilgili kuruluşları tarafından yönetmeliklerle belirlenir.
Kirletici maddelerin niteliğine göre, canlılara vereceği zarar şekil ve dereceleri de değişir. Hava kirliliğine karşı alınabilecek önlemler, kirlilik kaynağına göre (fabrika, termik santral, konutlar, taşıt araçları) çok çeşitlidir.
Atmosferi meydana getiren gazların karışımlarından oluşan hava, Canlı organizmanın yaşam sürecindeki en önemli öğelerden biridir. Bir insanın günde yaklaşık olarak 2.5 lt. su, 1.5 kg. besin, 10 – 20 m3 hava gereksinimi vardır. Açlığa 60 gün, susuzluğa 6 gün dayanabilen insan, havasızlığa ancak 6 dakika dayanabilmektedir.
Havanın Bileşimi; Atmosferde bulunan gazları üç gurupta inceleyebiliriz.
1. Havada devamlı bulunan ve miktarları değişmeyen gazlar (Azot, Oksijen, Asal gazlar)
2. Havada devamlı bulunan ve miktarları azalıp çoğalan gazlar (Karbondioksit, Su buharı, Ozon)
3. Havada her zaman bulunmayan gazlar (Kirleticiler)
1. Havada devamlı bulunan ve miktarları değişmeyen gazlar (Azot, Oksijen, Asal gazlar)
2. Havada devamlı bulunan ve miktarları azalıp çoğalan gazlar (Karbondioksit, Su buharı, Ozon)
3. Havada her zaman bulunmayan gazlar (Kirleticiler)
(kaynak: http://cevreonline.com/hava-kirliligi/ )
Su Kirliliği

kaynak :https://bit.ly/2J3evl9 )
Ülkemizde su kirliliğine etki eden unsurlar;
1. Sanayileşme,
2. Şehirleşme,
3. Nüfus artışı,
4.Zirai mücadele ilaçları (Pestisid) ve kimyasal gübreler olarak gruplandırılabilir.
Gerçekte sanayinin çevre üzerindeki olumsuz rolü belki diğer tüm faktörlerden çok daha fazladır. Ülkemizde özellikle sanayi kuruluşlarının sıvı atıkları ile su kirliliğine ve dolaylı olarak yine su kirliliğine bağlı, toprak ve bitki örtüsü üzerinde aşırı kirlenmelere neden olduğu ve hızlı bir şekilde çevrenin tahribine yol açtığı bilinmektedir.Ayrıca sanayileşme hareketleri ile şehirlere göç olayı da başlamış ve bu durum yine hızlı ve düzensiz kentleşmeye sebep olmuştur. Ülkemizde su kirliliğine etki eden unsurlar; sanayileşme, kentleşme, nüfus artışı, zirai mücadele ilaçları ve kimyasal gübreler olarak gruplandırılabilir. Sanayinin çevre üzerindeki olumsuz etkisi diğer faktörlerden çok daha fazladır. Sanayi kuruluşlarının sıvı atıkları ile su kirliliğine ve dolaylı olarak da yine su kirliliğine bağlı, toprak ve bitki örtüsü üzerinde aşırı kirlenmelere neden olduğu ve doğa tahribine yol açtığı bilinmektedir.Ayrıca sanayileşme hareketleri ile kente göç olayı da başlamış ve bu durum yine hızlı ve düzensiz yapılaşmaya sebep olmaktadır.Zirai mücadele için kullanılan ilaçlamalarda havadaki ilaç zerrelerinin rüzgarla sulara taşınması veya pestisid üretimi yapan fabrika atıklarının durgun veya akarsulara boşaltılması sonucunda su kaynaklarımız pestisidlerle kirlenmektedir. Diğer yandan, kimyasal gübrelerin bilinçsizce ve aşırı kullanımı da zaman içinde toprağı çoraklaştırmakta ve yine doğal çevrim ile gerek su kirlenmesi ve gerekse diğer etkileri ile olumsuzluklar yaratmaktadır. Alıcı ortamlara göre su kirliliği dörde ayrılır.
Akarsu Kirlilik Sınıfları
Sağlıklı temiz bir akarsuda bitki ve hayvan gelişimiyle ilgili olarak ekolojik bir denge bulunduğu bilinen bir gerçektir. Evsel, endüstriyel ve tarımsal kirlenme bu dengenin değişmesine neden olur. Akarsuya verilen kirleticilerin seyreltilmesi ve taşıma üzerinde sonuç açısından önemli bir etken, akarsuyun debisidir. Yani bir akarsuyun debisi suyun kalitesi ve kirlilik toleransı açısından oldukça önemlidir. Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’ne göre kıtaiçi yüzeysel su kategorisine göre akarsular, 4 ana sınıfa ayrılmıştır. Buna göre;
I.Sınıf : Yüksek kaliteli su,
II.Sınıf : Az kirlenmiş su,
III. Sınıf : Kirli su,
IV.Sınıf : Çok kirlenmiş su olarak tanımlanmaktadır. (kaynak : http://cevreonline.com/su-kirliligi/ )
![]() |
| kaynak :https://bit.ly/2J3evl9 ) |
Ülkemizde su kirliliğine etki eden unsurlar;
1. Sanayileşme,
2. Şehirleşme,
3. Nüfus artışı,
4.Zirai mücadele ilaçları (Pestisid) ve kimyasal gübreler olarak gruplandırılabilir.
Sağlıklı temiz bir akarsuda bitki ve hayvan gelişimiyle ilgili olarak ekolojik bir denge bulunduğu bilinen bir gerçektir. Evsel, endüstriyel ve tarımsal kirlenme bu dengenin değişmesine neden olur. Akarsuya verilen kirleticilerin seyreltilmesi ve taşıma üzerinde sonuç açısından önemli bir etken, akarsuyun debisidir. Yani bir akarsuyun debisi suyun kalitesi ve kirlilik toleransı açısından oldukça önemlidir. Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’ne göre kıtaiçi yüzeysel su kategorisine göre akarsular, 4 ana sınıfa ayrılmıştır. Buna göre;
II.Sınıf : Az kirlenmiş su,
III. Sınıf : Kirli su,
IV.Sınıf : Çok kirlenmiş su olarak tanımlanmaktadır. (kaynak : http://cevreonline.com/su-kirliligi/ )
Bir sudaki canlı hayatın (akuatik hayat) değişmesine ve su kalitesinin mevcut fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinin herhangi bir kullanımşeklini engelleyebilecek derecede bozulmasına su kirlenmesi denir. Kirli suyu, kullanım amacına uygun olmayan su diye de tarif etmek mümkündür. Su kirlenmesinden bahsedildiği zaman bazen saf su deyimi kullanılır. Saf su deyimi bu alanda kimyaca saf olduğu anlamına gelmez. Sadece söz konusu suyun kullanılma amacına uygun olduğunu ifade eder.
( kaynak : https://www.researchgate.net/publication/292539740_Cevre_Sorunlari )
( kaynak : https://www.researchgate.net/publication/292539740_Cevre_Sorunlari )
Küreselleşen Dünya'da Çevre Sorunları
Bu sorunlar belirli bir öncelik sırasını yansıtmaksızın aşağıdaki gibi bir listeyi oluşturmaktadır:
• Nükleer kazalar• Stratosferik ozon parçalanması, UV radyasyonunun artışı
• Genetik kaynaklar ve biyolojik çeşitlilikteki kayıplar
• Kaynaklar ve yeraltı suyunun kalitesi Tan Baykal ve Hülya Baykal 6
• Asidifikasyon
• Tehlikeli atıkların taşınımı ve depolanması
• İklim değişikliği
• Orman tahribatı
• Atıkların imhası
• Nükleer atıklar
• Kentsel hava kalitesi
• Doğal kaynakların korunması ve hassas eko sistemler
• Havada bulunan dayanıklı toksik maddeler
• Sanayi kazaları
• Denizlerin doğrudan akıtma veya boşaltma ile kirlenmeleri
• Atıkların bertarafında toprak kontaminasyonu
• Tehdit altındaki türlerin korunması
• Troposferik ozon konsantrasyonundaki artış ve buna bağlı olaylar
• Toprak ve kaynak kontaminasyonu
• Atıklar
• Habitatların yaşam zincirlerindeki kopmalar ve yıkılmalar
• Yüzeysel sularda ötrifikasyon
• Nehirler vasıtasıyla denizlere kirlilik taşınımı
• Yeryüzü ve atmosfer arasındaki su alış-verişindeki değişiklikler
• Büyük nehir ve göllerin yönetimi
• Çölleşme
• İçme suyu temini ve güçlükleri
• Turizmden kaynaklanan baskılar ve değer kayıpları
• Gıdalarda hijyenik ve kalite güvenliği
• Kentsel atıklar
• Kompleks sistemlerin kirliliklere karşı dayanıklılıklarının gittikçe zayıflaması, hassasiyetinin artması
• Dayanıklı organik bileşiklerin canlılarda birikimi
• Enerji ihtiyacının giderilmesi ve üretim sırasında ortaya çıkması muhtemel riskler ve kirliliklere karşı güvenliğin sağlanması
• Toprak erozyonu
• Biyoteknoloji riskleri Küreselleşen Dünya’da Çevre Sorunları 7
• Yüzeysel suların mikrobiyolojik kirlenmesi
• Denizlerde petrol döküntülerinin çevre kirliliğine yol açan tabaka ve alanları
• Deniz seviyesi yükselmesi
• Toprakların aşın ve yoğun kullanımı
• Yeni araştırmalar sonucunda olduğu gibi değişen ekolojik dengelerin gereği olarak da yeni organizmlerin literatüre katılması
• Endüstriyel hammaddelerde açık
• Deniz kıyılarındaki erozyon
• Doğal radyoaktivite (Radon)
• Tarım alanlarındaki kayıplar
• Biyocoğrafik kuşaklardaki değişmeler
• Sulak alanların kurutulması
• Seller, kuraklıklar, fırtınalar
• Dalga boyu 10 - 8 metreden uzun olan radyasyonlar
• Toplum hekimliği
• Peyzaj değişikliği
• Gürültü
• İş sağlığı
• Kültürel mirasın kaybı
• Sismik faaliyetler, volkanlar
• Zararlı böcekler ve çekirgeler
• Sıcak su
Yukarıda çeşitli başlıklar ile ortaya konmaya çalışılan çevre sorunlarından bazıları ülke sınırlarını tamamen hiçe saymış ve tam anlamıyla küreselleşmiştir. Uluslararası platformlarda artık bu sorunların özelinde bütün dünyayı zorlayıcı önlemler tartışılmaya başlanmıştır. Küresel çevre sorunları özelliği kazanmış olan sorunlardan öncelikli 3'ü şunlardır:
İklim Değişikliği ve Global Isınma:
İklim değişikliği küreselleşen dünyamızda karşılaşılan en önemli sorunlardan biridir. Maalesef yapılan araştırmalara göre insanlar iklim değişikliğinin en birinci sebebi olarak sayılmaktadır (IPCC, 2007:5). Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nin 2007 yılında yapmış olduğu 4. değerlendirme raporunda bunun bir kanıtı olarak insanların yapmış oldukları davranışlar global ısınmanın en geçerli sebebi olduğunu söylemiştir.
Yükselen Dünya ısısı dünyadaki deniz seviyesinin yükselmesine, buzulların erimesine, çok değişkenli ve aşırı hava durumlarına neden olacağı beklenmekte ve global ısınmanın tarım ürünlerini etkileyeceği düşünülmektedir. Bu konuda yapılan araştırmalarda 1906 ve 2005 yılları arasında dünyanın sıcaklığı 0.74 °C ± 0.18 °C artış gösterdiği görülmüştür. Bununlar beraber yapılan tahminlerde küresel sıcaklığın 21. yüzyıl boyunca yaklaşık 1.1 ile 6.4 °C aratacağı beklenmektedir. Diğer taraftan deniz seviyelerinin yükselmesi ile ilgili istatistiklere bakacak olursak, bu değerlerin 1961 ile 2003 yılları arası yılda ortalama 1.8mm arttığı görülmüştür. Bu oran 1993 ile 2003 yılları arası değerlendirildiğinde yaklaşık yılda ortalama 3.1 mm arttığı ortaya çıkmıştır.
Ozon Tabakasının Tahribatı:
Atmosferin bir parçası olan Ozon tabakası yerin yaklaşık 17 ile 50 km üzerinde olan bir katmandır. Ozon tabakası görevi yeryüzünü, güneşin zararlı UV radyasyonlarından korumaktadır (Lerner & Lerner, 2006b:98- 100). Ozon, esas itibariyle CFC (Cloro Floro Carbon)'lann katalitik kimyasal reaksiyonları sonucu tahrip olmaktadır. 1985 yılında Antarktika üzerinde kış mevsiminde Ozon deliğinin görüşmesi uluslar arası çalışmaların başlamasına yol açmış ve 1987 yılında endüstrileşmiş ülkeler CFC’lerin ortadan kaldırılması için Montreal protokolünü imzalamıştır (Gordon, 2003:223- 224). CFC'ler tamamiyle insan kaynaklı olup, spreylerde itici gaz olarak, soğutucularda soğutma ve izolasyon maddesi olarak, klima sistemlerinde, elektronik sanayinde temizleme alanı olarak, sert ve yumuşak köpük üretiminde kullanılmaktadır. Ozon tahribatı etkisini dünyada, cilt kanseri sıklığı ve gözlerdeki katarakt sıklığındaki artışlarla, canlıların bağışıklık sistemindeki zayıflamayla, tarımdaki ürün verimliliğinin azalmasıyla ve okyanuslarda filo planktonların azalmasıyla göstermektedir.
Orman Tahribatı:
Ormanların tahribatı ve yok edilmesi genelde insanların ormanlık alanları yakacak sağlama, yeni inşaat alanı yaratma gibi çeşitli nedenlerle yapı- lan çalışmalardır. Ormanların tahribatı iklimlerin değişmesi, kurak mevsim Küreselleşen Dünya’da Çevre Sorunları 9 süresinin uzaması, su baskınları, erozyon, bitki ve hayvan türlerinin yok olması gibi birçok çevre ile ilgili sorunların ortaya çıkmasındaki önemli etkenlerden biridir (Lerner & Lerner, 2003b:226). Yapılan araştırmalarda 2005 yılında dünyadaki toplam orman alanının yaklaşık 4 milyar hektar olduğu ortaya çıkmış ve buda yaklaşık dünyadaki toplam kara alanının %30’unu kapsadığı belirtilmiştir. Son 30 yılda ormanların tahrip edilmesinde azalmalar olsa da bu durumun küresel ekolojik sorunlardan biri olduğu kaçınılmazdır. Diğer bir araştırmaya göre orman tahribatı hala yüksek bir seviyede devam etmekte ve yıllık 13 milyon hektar’a ulaşmıştır (Food & Agriculture Organization of the United Nations, 2005:14). Tropikal ormanları ise dünyamızın akciğeri olarak adlandırılabilir. Tropikal ormanlarda olan ağaçlar diğer yerlerde olan ağaçlara göre yaklaşık olarak %50 den fazla karbon tutarlar. Tabi bu oranlar, tropikal ormanlardaki ağaçların yok edilmesi ile diğer ormanlara nazaran daha fazla karbonun, Tropikal ormanlardan ortaya çıkacağını da göstermektedir (Moutinho & Schwartzman, 2005:15). Tropikal ormanlardaki rakamlara bakıldığında, Tropikal ormanların tahribatına kesin rakamlar vermek mümkün değildir. Uydu fotoğraflarına bakıldığında, Tropik ormanların tahribatının bahsedilen oranlardan %23 daha düşük olduğu ortaya çıkmıştır (Achard, Frederic; Eva, Hugh D; Stibig,HansJurgen; Mayaux, Philippe, 2002:999). Diğer bir taraftan, yeni uydu fotoğraflarına göre amazon ormanlarındaki tahribatın, bilim adamlarının tahmin ettiğinden çok daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır
(kaynak: http://studylibtr.com/doc/1794064/k%C3%BCreselle%C5%9Fen-d%C3%BCnya-da-%C3%A7evre-sorunlar%C4%B1 )
GELECEK SANA BAĞLI
ÇEVRE SORUNLARI
Hızla artan dünya nüfusu, plansız sanayileşme ve sağlıksız kentleşme, nükleer denemeler, bölgesel savaşlar, verimi artırmak amacıyla kullanılan tarım ilaçları, yapay gübreler ve artan deterjan gibi kimyasal maddelerin kullanımı giderek çevre kirliliğine neden olarak çevre sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bunun doğal sonucu olarak kirlenen hava, su ve toprak canlıların yaşamını olumsuz yönde etkileyecek boyutlara ulaşmıştır.
Genel olarak çevre sorunları, insanların yaşadıkları hayat ortamının doğal yapısını tahrip etmektedir. Bu tahribat yaşamın yoğun olduğu alanlarda daha hızlı, yaşam ve yerleşimin olduğu bölgelerde daha yavaş olmaktadır. Bozulan bu doğal hayat çevre üzerinde yaşayan tüm canlıların yaşamlarını olumsuz yönde etkilemektedir. İnsanlar kendilerine daha rahat ve ferah yaşam koşulları sağlamak için doğal olarak çevreye zarar vermektedirler.
Yapılan araştırmalar dünyadaki mevcut çevre kirliliğinin % 50 ‘sinin, son 35 yılda meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Çevre sorunlarının önemli bir kaynaklarından biri hızlı nüfus artışıdır. Türkiye, OECD ülkeleri arasında en yüksek nüfus artış oranına sahip ülkelerden biridir. Birleşmiş Milletler’in yaptığı nüfus tahminlerine göre, Türkiye nüfusunun 2025 yılında 92 milyona yükselmesi bekleniyor. Bu durum ülkemizin bugün olduğu kadar, gelecekte de çevre sorunlarıyla karşılaşacağını göstermektedir. Çevre sorunlarından biri olan hızlı nüfus artışı beraberinde plansız kentleşmeyi getirmektedir. Artan nüfusun iyi yaşam alanı ihtiyacının giderilmesi için oluşturulan kentsel yaşam alanları kentsel sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu çevre sorunları birbirlerine bağlı birinin etkisi ile diğerini ortaya çıkaran çevre sorunlarıdır.
Yapılan araştırmalar dünyadaki mevcut çevre kirliliğinin % 50 ‘sinin, son 35 yılda meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Çevre sorunlarının önemli bir kaynaklarından biri hızlı nüfus artışıdır. Türkiye, OECD ülkeleri arasında en yüksek nüfus artış oranına sahip ülkelerden biridir. Birleşmiş Milletler’in yaptığı nüfus tahminlerine göre, Türkiye nüfusunun 2025 yılında 92 milyona yükselmesi bekleniyor. Bu durum ülkemizin bugün olduğu kadar, gelecekte de çevre sorunlarıyla karşılaşacağını göstermektedir. Çevre sorunlarından biri olan hızlı nüfus artışı beraberinde plansız kentleşmeyi getirmektedir. Artan nüfusun iyi yaşam alanı ihtiyacının giderilmesi için oluşturulan kentsel yaşam alanları kentsel sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu çevre sorunları birbirlerine bağlı birinin etkisi ile diğerini ortaya çıkaran çevre sorunlarıdır.
Çevre sorunlarının başında değerlendireçeğimiz kentsel çevre sorunu; temel insan gereksinimi olan barınma ve konut sorununun gecekondulaşma ve betonlaşma yoluyla çözümlenmesi sonucu ile ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan bu düzensiz ve plansız kentleşme; alt yapı gibi kanalizasyon sorunlarının ve katı atıklarının toplanması ve depolanması sorunlarını beraberinde getirmektedir. Çevre sorunlarından biri olan plânsız kentleşme ve alt yapı yetersizlikleri insanları önemli çevre sorunlarıyla karşı karşıya getirmektedir. Betonlaşmanın ve gecekondulaşmanın yarattığı önemli çevre sorunlarının ve bu sorunların yol açtığı toplumsal sonuçların önemi ve içeriği üzerinde yapılan çalışmalar ülkemizde şu an yetersiz durumdadır. Yerel yönetimler çevre sorunlarının çözümlenmesi konusunda yeterli projeler üretmemektedirler. Çünkü çevre sorunlarından bazılarının çözümlenmesi göze hitap etmemektedir.( KAYNAK : https://bit.ly/2GM2Py9 )
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













